Kocaeli’nin yükselen medya değerlerinden biri olan, değerli arkadaşım Aslı Aktaş öncülüğünde yayın hayatına başlayan xkocaeli.com, kısa sürede kentin nabzını tutan, anlık haber refleksiyle adından söz ettiren bir portal haline geldi. Bu kentin bir ferdi olarak, hem Aslı Hanım’ı canıgönülden tebrik etmek hem de yaşadığımız kente dair dertlerimizi ve çözüm yollarımızı paylaşmak adına bugün ilk köşe yazımla huzurlarınızdayım.
Geçen akşam iş çıkışı İzmit’in hızla yapılaşan mahallelerinden birinden geçerken, modernleşmenin iki farklı yüzüyle karşılaştım. Bir yanda yeni cephe kaplamalı şık siteler, düzgün kaldırımlar ve ışıl ışıl sokak lambaları; yani kağıt üzerinde "düzenli" bir şehir görüntüsü...
Ancak birkaç dakika sonra bu makyajın altındaki asıl gerçekle yüzleştim. Dar bir imar yolunda iki araç karşı karşıya gelmiş, ikisi de milim ilerleyemiyor. Yol genişliği kağıt üzerinde, yani "dosya tarafında" yeterli görünse de, fiiliyatta iki aracın güvenle geçmesine imkan yok. Sürücüler sinirli, yayalar tedirgin... O an zihnimde tek bir cümle yankılandı: “Planlama standartları ile günlük kullanım birbirini tutmuyor.”
Biraz ileride “Modern Yaşam Alanı” tabelalı 60 dairelik bir blok gözüme çarpıyor. Bakıyorsunuz; otopark kapasitesi daire sayısının yarısı bile değil. Akşam saatlerinde araçlar kaldırımlara taşmış, acil durum koridorları fiilen işgal edilmiş. Olası bir yangın ya da sağlık krizinde bir itfaiyenin veya ambulansın o sokağa girmesi mucizelere bağlı. Buradaki mesele sadece bir otopark sayısı değil; nüfus yoğunluğu ile altyapı kapasitesi arasındaki o derin uyumsuzluktur.
Rotayı Kartepe’ye kırdığımızda tablo biraz daha ferahlıyor gibi görünüyor; düşük katlı yapılar, geniş manzaralar... Ama orada da başka bir eksiklik çarpıyor yüzünüze. Elinden tuttuğu çocuğuyla yürüyen bir babanın şu sözleri aslında her şeyi özetliyor: “Evi aldık ama okul yok, sağlık ocağı yok, toplu taşıma yetersiz.”
Demek ki biz sadece "konut" üretiyoruz, "mahalle" değil. Konut üretimi tam gaz giderken, kentsel donatı alanları aynı hızda gelişmiyor. Bu da yeni yerleşim yerlerinin ruhsuz birer beton yığınına dönüşmesine yol açıyor.
İşin en ilginç kısmı ise resmiyette her şeyin "kitabına uygun" olması:
- İmar planları onaylı mı? Evet.
- Emsal değerleri uygun mu? Evet.
- Ruhsatlar tam, denetimler yapılmış mı? Evet.
Peki o zaman bu dar yollar, yetersiz otoparklar ve altyapı çilesi neden?
Sorun, üst ölçekli planlama ile uygulama arasındaki kopuklukta saklı. Masa başında cetvelle çizilen şehir ile sokakta nefes alan şehir aynı dili konuşmuyor. Kocaeli bir sanayi kenti, bir emek kenti. Bu kentin insanı sadece başını sokacak bir ev değil; güvenli yaya yolları, düzenli ulaşım ve erişilebilir eğitim-sağlık hizmeti bekliyor.
Şimdi kendimize şu kritik soruyu sormamız gerekiyor: Biz daha çok bina mı üretiyoruz, yoksa daha nitelikli bir kent mi inşa ediyoruz?
Gerçek çözüm; belediyelerin, şehir plancılarının, mühendislerin ve müteahhitlerin aynı önceliklerle, vatandaşın gerçek ihtiyacını merkeze alarak hareket etmesinden geçiyor. Planlama masasında konuşulan hedefler sokakta karşılık bulmadıkça, bu makas asla kapanmayacak.
Unutmayalım ki; şehir sadece beton ve demirden ibaret değildir. Şehir; düzendir, güvenliktir ve en önemlisi birlikte insanca yaşama kültürüdür.
“



